Formula 1′de Güvenlik
Genel olarak F1′de 2010 sezonu geçen sezonlarla karşılaştırıldığı zaman daha hareketli geçiyor denebilir. Geçen hafta Valencia’da koşulan yarıştaki hareketliliği tetikleyen olay Mark Webber’in kazasıydı. Yarışın başlarında Webber bir hayli sıra kaybetmişti ve kazayı yapmadan önce ancak Heiki Kovalainen’in arkasında tutunabilmişti. Redbull ve Lotus’un hızları birbirinden kıyaslanamayacak düzeyde farklı, hal böyle olunca kendi pozisyonunu savunmaya çalışan Heiki’ye arkadan çarpan Webber kendini bir anda güneş ile yüzyüze buldu. Bu ciddi kazadan sonra Webber’in direksiyonunu fırlatarak arabadan çıkması herkesin yüreğine su serpti. 94′ Imola’da Ayrton Senna’nın yaşamını yitirdiği kazayı düşündüğümüzde, Webber’in kazası günümüzde F1′de güvenliğin ne boyutlarda olduğunu bize net bir şekilde gösteriyor. Peki Pilotların bu derece korunması nasıl sağlanıyor. Aslında güvenlik denilince işin içine farklı tiplerde önlemler giriyor. Bunların başlıcaları
- Aracın yapısı
- Pilotların kullandığı malzemeler
- Pistlerin yapısı
Güvenliğin ilk ve en hayati maddesi Araçların Yapısı. Günümüzde Formula1 araçları darbenin efektif bir şekilde emilebilmesi için tamamen karbon fiber parçalardan yapılmaktadırlar; herhangi bir çarpma anında arabanın tamamen dağılması da bu sebeptendir. Parçalar ne kadar çok dağılırsa, enerji o kadar çok emilir ve çarpmanın pilotlara etkisi bir o kadar az olur.
Pilotların kokpiti yaşam hücresi denilen bir bölge içinde bulunur. Bu yaşam hücresi koşullar ne olursa olsun dağılmayacak ve ezilmeyecek şekilde tasarlanmıştır. Güvenlik sebeplerinden ötürü bu hücrenin içinden hiçbir yağ, benzin yada su borusu geçmez ve olası bir kaza anında pilot maksimum 5sn. içinde kokpitinden ayrılabilir (direksiyonu çıkartma süresi bu süreye dahil değildir, onun için bir 5sn. daha öngörülmüştür). Bu yaşam hücresi karbon fiber parçaların hücreyi delip pilota zarar vermelerini önlemesi için kurşun geçirmez yeleklerle aynı maddeden imal edilir. Bu hücrenin ebatları FIA tarafından tüm detaylarına kadar belirlenmiştir.
Yaşam hücresi, pilotları yan, ön ve arkadan gelen darbelere karşı korusa da, pilotlar takla veya ters dönme anlarına karşı hala savunmasızdır. Bu koşullarda güvenliği sağlamak için, hava borularının üzerine monte edilen bir bar kullanılır, bu bar pilotun araç ile pist arasına sıkışmasını engeller. Bu tür kazalara karşı alınan bir başka önlem ise kokpitin yan duvarlarının yüksek yapılmasıdır, bu sayede pilot yukarıdan gelecek tehditlere karşı daha efektif bir şekilde korunur.
Yukarıda saydığımız tüm önlemler mekanik önlemlerdir, bir de işin elektronik boyutu var. Tüm araçlar, kaza anında elektrik akımını, benzin akışını kesecek şekilde donatılmışlardır. Ayrıca her araçta sürücü yada hakemler tarafından da devreye alınabilen bir yangın söndürme sistemi vardır. Araçlarda kaza kayıt kutusuna bağlı olarak bulunan bir medikal yardım ışığı bulunur ve medikal ekibe kazanın ciddiyeti hakkında bilgi verir. Tüm bu önlemlere ek olarak araçların direksiyonlarında pistte sallanan bayrakları gösteren bir gösterge bulunur.
Araçlar her sezon öncesinde FIA tarafından güvenlik ve çarpma testlerinden geçirilirler ve bu testi geçebilen araçlar yeni sezonda yarışma hakkı elde ederler. Klasik ön arka yan çarpma testlerinin yanında, benzin tankının güvenliği, yuvarlanma testi ve direksiyon güvenliği gibi araçların sınırlarının zorlandığı testler de yapılır. Bu testlerdeki temel kriter yaşam hücresinin en kötü koşullarda bile zarar almamasıdır. Bu konudaki limitler FIA tarafından kati bir şekilde yönetmelikte belirtilmiştir. Bir örnek verecek olursak kokpitin yan duvarları 250 tonluk bir güce dayanmak zorundadır.
Güvenlik denilince ikinci akla gelen unsur pilotların kullandığı malzemelerdir. Temelde pilotların 3 ana aksesuarları vardır: Kaskları, Tulumları ve HANS
Kasklar pilotların hem güvenliği, hem de konforu için dizayn edilmişlerdir. Kasklar yine bir çeşit karbon fiberden yapılarak hem daha sağlam, hem de daha hafif olmaları sağlanılmıştır. Bu sayede pilotlar kafalarına gelecek her türlü darbeye karşı korunma altında olsalar da hala boyun ve kafa travmaları F1 pilotları için en büyük risk olarak göze çarpıyor. Kasklarda bulunan vizörler içinde bir kaç kelime etmekte fayda görüyorum. Vizörler sürücülere maksimum görüş sağlayabilmek için bir çeşit kimyasalla kaplanıyor ve çeşitli hava şartlarına göre (örn. yağmurlu havalar) farklı vizörler kullanılabiliyor. Ayrıca vizörler birkaç şeffaf tabaka ile kaplanıyor ve yarış içinde pilotlar bu tabakaları sökerek kendi vizörlerini temizlemiş oluyorlar (bu olaya pit-stoplar sırasında sıkça tanık oluyoruz). Bu kaskların her sezon öncesi FIA tarafından test edildiğini söylememe gerek yok sanırım (Geçen sene Massa da sezon içinde ek bir test yapmıştı).
Pilotların kasklarının arkalarında gördüğümüz tuhaf icadın adı HANS. Bu sistem temelde kafa için emniyet kemeri görevi görüyor ve kaza anında kafanın herhangi bir yere çarpmaması için (özellikle direksiyona) onu sabit tutmaya çalışıyor. 2003 senesinden beri kullanılan bu sistem ayrıca boyun bölgesini de çeşitli darbelerden koruyor.
Pilotların tulumları, tulumun fermuarları ve eldivenleri, herhangi bir yangın anında erimeyecek ve ısıyı pilota iletilmeyecek şekilde, NASA tarafından tasarlandı. Tulumlar 600 ile 800 derece sıcaklıklara 11sn dayanabilecek şekilde üretilmişlerdir ve bu özelliklerini 15 yıkamaya kadar koruyabilmektedirler. Ayrıca bu tulumlar pilotlar içlerinde bayılmasınlar diye hava alabilecek şekilde tasarlanmışlardır.
Pilot güvenliğinde 3. maddemiz pistlerin yapısıdır. Buradaki en temel koruma hepimizin yakından tanıdığı lastik bariyerlerdir. Bu bariyerler arabayı pilota, en az zarar verecek şekilde, durdurmak için tasarlanmışlardır. İçleri genelde su ile doludur (Otobanlardaki su bidonları ile aynı sistem). Ayrıca eskinin kum havuzlarının yerini kaçış alanları almıştır; bu kaçış alanları pilotlara herhangi bir kaza anında aracı daha iyi kontrol etme imkanı sağlıyor, (bazı kazalarda yada pist dışına çıkmalarda çim ve kum alanlar aracın fazlası ile kaymasına yol açıyorlardı ve adeta bir buz etkisi yaratıyorlardı). Asfalt kaçış alanları, hakemlere de müdahale kolaylığı sağlıyor, kum havuzundaki bir aracı olay mahalinden çıkarmak çokça zamanlarını alıyordu.
Bunların yanı sıra her pistte, her 300m’de bir hakem ve bir yangın söndürücü hazır bulunmak zorunda; bu rakam da bize her hafta sonunda ortalama 150 güvenlik çalışanın pist ve çevresinde görev alması gerektiğini söylüyor. Pit alanlarındaki hız limitini de pist güvenliğinin bir öğesi olarak sayabiliriz.
Tüm bu önlemlere ek olarak Safety Car, Medikal Car’ın en az F1 arabaları kadar hızlı olduğunu ve her pistte en az 2 tane heliport’un, 1 adet tam teşekküllü hastane bulunduğunu ve her yarışta yüzlerce sağlık personelinin hazır bulunduğunu söyleyebiliriz.
Eğer FIA (özellikle 90′ların ortalarından bu yana) güvenlik konusunda bu kadar hassas olmasaydı, belki de bugün Webber, Kubica, Hakkinen veya Massa hayatta olmayacaklardı. Aşağıda F1′in son yıllar içinde tanık olduğu en kötü kazaların videoları var; bu kazaların daha az şiddetlisi 10 sene önceye kadar ölümcül olabilirken şimdilerde F1′e hareket katan birer öğeden ibaretler. Allah tüm pilotlara uzun ömürler versin
.
Valencia 2010 – Mark Webber
Canada 2007 – Robert Kubica
Hungary 2009 – Felipe Massa